Yol Arkadaşım.....

30 Nisan 2009 Perşembe

Çoook mutsuz olduğum günlerdir bunlar benim.
eyp'nin tur programı belli olur, şirket t-shirtleri, şortlar, pantolonlar...yıkanır, özenle ütülenir, bavul hazırlanır. Nedense bu bavul hazırlama işi hep bana kalır. Ütüsünü çoğunlukla kendisi yapar, çok çok da güzel yapar işin ilginci. Ama bavulu yerleştirmek bana aittir.
İlk yolculuğuna 40 günlükken başlamış olan biri için artık gayet sıradan bir olaydır çünkü bu iş. Boyumu geçen eşyayı minicik bir bavula sığdırabilirim. Üstüne oturup öyle kapatmışlığım da vardır üni günlerinde...
Her neyse.. Sonuçta anladınız ki kaptanımız iş başında. Geçen seferki çoook diplomatik turdan sonra - S. Arabistan Ekonomi Bakanı.. vs- bu haftanın misafirleri kim henüz bilmiyorum. Zaten gelince en güzeli onun günlerini anlatması uyuduğunu sandığımız Melek Güneş'in ise kocaman gözleriyle babasını dinlemesi, arada kıkırdayarak kendini ele vermesi :)



Şimdi ilk cümleye dönersek....
Eskiden yani G.Ö ( Güneş'ten Önce ) ilk gün ve gece benim için ızdırap gibi geçerdi. eyp, ağladığım için önce dalga geçer, sonra biraz kızar, en sonunda dayanamaz o da başlardı ufaktan :) Kapıyı kapar kapamaz, önce çooook ağlar, sonra sıcak bir duşa girer yine ağlar, arada annemin telefonuyla susar, bir çaydanlık çay içerken yine ağlardım :)))
İlk günler inanılmaz zor gelirdi. Çalışırken pek farketmezdim aslında sonradan. Tam alışmaya, evin altını üstüne getirmeye başlarken bir bakardım transfer günü gelmiş. Jet hızıyla evi toparlardım. Zira, eyp bir başak ve burçlara zerrece inanmayan beni bile inandırdı ki, bu başaklar sinir bozucu şekilde düzen ve temizlik hastası ve galiba boğalar da yan gel osman havasında.
Yine dağıldı saçıldı konu..
Sonuç şudur ki;
Evet bir sezon daha tek tük turlarla başladı. Artık bu tür şeyler için gözyaşı dökmeyecek kadar olgunlaştım sanırım. Binlerce kez şükrediyorum ki, beni maddi olarak çalışmaya zorlamayacak, bebeğimle özgürce vakit geçirme şansını yaşatacak kadar güzel bir işi var sevgilimin.
Ve daha da güzeli...
Bu sezon, beni sümüklerini yanağıma, boynuma süre süre koklayan, çığlık, kahkaha süper bir gece yaşatarak en sonunda beşiğinde sızan bir meleğim var.

Melek Güneş'le Huzura Doğru

29 Nisan 2009 Çarşamba

Çooook güldüm o gün kuzuma :)
S.annemin mevlüdü vardı geçen hafta. Bir sürü teyzeler toplandı. Biz de son dakika kekimizle, mevlüd örtülerimizle olaya dahil olduk :)
Nerden aklıma geldi bilmiyorum. eyp'nin anneannesi benim için yapmış- ya da bana kısmet olmuş diyelim- :) bu iğne oyasından örtüleri. Her biri paha biçilemez değerde benim için. Çünkü incecik bir iğne ve rengarenk iplerle çeşit çeşit çiçek motifleri yapmış, bazıları örtü, bazıları fular, bir de en çok sevdiğim minik bir broş. Fular olanları ben saç bandı şeklinde kullanıyordum.



Mevlüdü duyunca böyle birşey geldi aklıma. Ne de olsa o da bir minik hanım. Gerçi pembe mini elbisesiyle bizim gelin bizden kaçar, başını örter kı.ını açar modeli oldu ama çok sempati topladı teyzelerden.





Zaten dua kısmı başlayınca sessizce eyp'nin bekarlık yatağına geçtik, kuzucuğum beni hiç üzmeden tatlı tatlı uyudu, dualar ninni gibi geldi sanırım ona. Çayın kokusunu alınca da uyandı tabii hemen :)

Hissiz Adam ve Gönül Meeaceraları....

28 Nisan 2009 Salı


Çooook geç oldu farkındayım ama ancak izleyebildim. Bir de özellikle izlemedim.
Çok küçükken muhalif amcamın söylediği söz nasıl kazınmışsa beynime:
'Ben herkesin okuduğu kitabı okumam!!'
O günden beri fırtınalar koparan, bestseller filmlerden, romanlardan... uzak dururum önce. Ortalık yatışınca, herkes yeni bişeylerin peşinde koşturmaya başlayınca yaklaşırım usulca. Issız Adam'da da öyle oldu. Albümünü alıp bir İzmir yolculuğunda dinlemiştik eyp ile. Çok, çok başarılı. Bazılarının çarçabuk unuttuğu, bazılarının varlığından bile bihaber olduğu şarkılar çok etkilemişti bizi. O yüzden müzik kısmını ayrı bir yere koyuyorum. Gelelim filmimize...

Alper, ıssız adam triplerinde burada, baş karakterimiz, uçana kaçana.., modern zaman Don Juan'ı. Ne anaya saygı, ne kadına hürmet.

Ada kızımız ise şirinlik muskası takmış maşallah, her oğlan anasının iç geçirdiği türden.
Gayet sıradan bir şekilde karşılaşıp, hiç romantik olmayan bir biçimde başlıyor birliktelikleri. Alper, klasik numaralarla, akıl çelme rollerinde. 'Bak kek de yapıyorum. Ama eve gel, öyle vereyim tarifini!!' şeklinde daha ilk günden atlıyor kızın üstüne amele gibi kalıyor öyle.

Ada kızımız ise, atıp tuttuğu yemem ben bu numaraları bilmişliğinden sıyrılıp, bu balık bakışlı oğlancığa aşık oluyor. Tabi hemen adamın evini toplama, kayınvalide adayına ilk günden yaranmaya çalışma, 'Bitti bekar hayatı!!' gibi gereksiz esprilerle adamın gözünü korkutma şeklinde evcilik oyunlarına giriyor hemen.

Müzeyyen Hanım, Alper'in annesi, ise ayrı bir olay. Çok güzel analiz edilmiş, eksikleri olsa da. Böyle bir anne ilk günden, 'Zor anne, çok zor !!' diyen oğluna, 'Nesi zor a oğul, ne bu böyle dost hayatı mı yaşıyorsunuz siz, kimlerden bu kız, hep sende mi kalıyor? Bak bizim köydeki Hatçeyi alcaktık sana, ne yediriyon burda paracıklarını kızlara!!' derdi. Ama o sessiz kalmayı tercih ediyor, üstelik yıllarca!!! Helal olsun vallaha, nasıl sıkıymış dili...

Her neyse...
İzleyin diyeceğim. Ama izlemeyen kalmamıştır heralde benden başka. Ben de izledim başım göğe erdi. O da hemşerim Çağan Irmak ve hatırlattığı o güzel şarkılar hatırına.
Filmi salya sümük bitiren hatuncuklara ise söylemek istediğim tek birşey var:
Kızım siz ya hiç aşık olmamışsınız ya da hiç dayak yememişsiniz. Öptüm hepinizi, dağılın şimdi!!

İyi ki doğdum!!!!

26 Nisan 2009 Pazar


Taaaaaam 27 oldum!!!
İnanamıyorum hala kendime.
27 yaşındayım. Biri 8400, biri 480 gr 2 bebeciğim, çooook sevdiğim, herşeyim,herşeyim bir sevgilim, kocamaaan harika bir ailem var.
Çooook mutluyum ben, herkes benim gibi mutlu olsun isterim :)

Tombul kelebek

23 Nisan 2009 Perşembe


Aslında yanaklar yüzünden böyle bir imajı var Güneş Hanım'ın.
Yoksa boy ve kilo olarak tamamen ortalama içinde olan bir bebe.
Kanatlarımızda Ankara'dan, dml halasından geldi bugün kelebeğime :)

Kuzucuklarıma :)




Yaklaşık 4 ay boyunca kuzuyu uyuturken yapıp kenara attığım motiflerdi bunlar.
Biraz abartmışım ama sanırım. Annem 'Gelirken getir birleştirelim artık..' demişti. Daha bişeye benzemez diye düşünmüştüm. Ama dedim ya abartmışım, birleştiğinde 2 adet tek kişilik yatak örtüsü olacak kadar yapmışım motiflerden :P
Uçlarına da kenar danteli yapılınca bişeye benzedi.
İşte yine becerikli, iş bitirici annem ve maymun iştahlı ben!!



Oğulcuk...

















Canım arkadaşım, siz belki onu yorumlarından tanırsınız, fffyyy, zorlu bir süreçten sonra oğluşuna kavuştu.
Pamuklar gibi, pembe beyaz bir oğulcuk, maşallah ona binlerce kez...
Annesiyle babasının kollarında huzurlu bir ömrün olsun Emir Ali Süvari :)
Bu isimle genelkurmaya başkan bile olursun sen valla :) Çok yaşa!!!

At last :)

22 Nisan 2009 Çarşamba

Çooook yoğun günler geçiriyoruz ailece :)
Miniğimle aşılandık, canımız çook yandı. Tetanoz kolumdan edecek beni diye korktum. eyp'nin turu vardı. Melek Güneş'le ilk otobüs yolculuğumuzu yaptık başbaşa. Bu benim belki 13789. kez otobüse binişimdi. Ama hiç bu kadar heyecanlanmamıştım. Eskiden, gençken :P , otobüse kucağında bebeğiyle binen bir teyze gördüğümüzde öflerdik, yandık yolculuk haram olacak bize diye. Şimdi o teyzelerden biri gibi olduğumu hissettim. Tam uyku saatine denk getirdik, karnını doyurup Söke'ye kadar uyudu, sonra da her koltuğu tek tek inceledi, gözüne kestirdiklerine cilveler yaptı. Herkes çok iyi davrandı zaten, son 15 dk mızmızlanmaya başlayınca arka koltuklardan öpücükler, komik sesler gönderildi, sağ salim ulaştık ananemize :)






















Annem ve teyzem karşıladı bizi, ondan sonrası nasıl geçti, neler yaptık, nerelere gittik inanın hatırlamıyorum bile. Her an çok dolu geçti, çarşı pazar, komşular, kuzenler...derken bir baktım eyp gelmiş bizi almaya. Onunla da çok güzel 2 gün geçirdik uzun bir aradan sonra İzmir'de.
Benim buzparmaktan sonra yaşadığım berbat bulantı, kusma, ishal...maceramın dışında hiçbir sorun yaşamadık. Gece 10'dan 11'e kadar çok fena sancılarla banyodan çıkamadım. Bu arada meleğim de dedesinin kucağındayken gözünü banyo kapısından ayırmamış. Her gece kucakta, ayakta ..zorla uyuttuğum minik kızım beni yatarken görünce açtı kocaman gözlerini, iki eliyle yanaklarımı tutarak hem beni hem de kendini uyuttu...

Smart anne mi???

7 Nisan 2009 Salı


Sevgili Yeliz beni ödüllendirmiş. Çooook teşekkürler..
Ben de çok sevdiğim, her gün takip ettiğim onlarca arkadaşın arasından seçim yapmakta zorlandım. Blog dünyasına yeni adım atan, üstelik taptaze bir annecik olan arkadaşımı ödüllendiriyorum..
Ödülüm pelin'e gitsin...
Sevgiler..

Portta kal melek güneş

Bu pozuyla M.dedesinden Gümüşlük'te portakal bahçesi sözü aldı Güneş hanım :)

Mutfak günü

Bugün hamaratlığımla kendimi bile şaşırttım. İtiraf ediyorum. Yemek yapmıyorum. Denediğimde güzel şeyler çıkmıyor değil. Ama bizim ev düzenimiz biraz farklı. Şöyle ki;
3. yılımızı doldurduk evliliğimizde.
İlk yaz, eyp tura çıktı.
İlk kış, askere gitti.
5 ay süren askerlik sezon başlarken bitti ve döner dönmez birkaç hafta durup ikinci yazımızda tekrar tura çıktı. 1 hafta, 10 gün şeklinde süren turlar bunlar.
İlk başlarda sezon çok yoğundu. Gece yolcuları indirip eve gelir, sabaha karşı yeni yolcular için marinaya dönmek zorunda kalırdı. Geçen kış ise bizim için harika geçti. eyp,evine ve bana, ben de ona kavuşmuş oldum. Tabii, bu arada bu yoğunluk yüzünden gelişini ertelediğimiz Melek Güneş, geldi kondu yuvamıza.
Tüm bu zaman zarfında ben bazen kendi evimde, ama kesinlikle odamızda değil, oturma odasında caaanım mor kanapemde uyudum. Bazen de alt katımızda yaşayan, tanıştığım ilk günden beri, hiçbir zaman kayınvalide, kayınpeder gibi görmediğim S.annem ve M.babam ile birlikte eyp'nin bekarlık yatağında uyudum- ki bu zamanlar, çoook yağmurlu, şimşekli, elektrik kesintisi ihtimali yüksek olan gecelerdi. S.annem onu tanıdığımdan beri, eyp'nin söylediğine göre ise 30 yıldır :) günde 3 çeşit yemek + kek,poğaça + neeeefisss börekler yapar.
Börek dediysek benim yaptığım yegane börek olan tembel işi sigara böreği değil. Hamurunu kendi açar, otlarını kendi toplar, çökeleği bir akrabamızdan alır, su böreğini yapar, buzluklarımıza atarız :)
Bense yıllarca üni yurtlarında bir tabacık temiz ev yemeğinin hasretiyle yanmış tutuşmuş, vizeden, finalden bir tostla gün geçirmiş, kimi zaman tansiyon düşüklüğünden amfiden ambulansla acile kaldırılmış, evine gittiği tatil günlerinde öğrendiği 2-3 tarifi ders notları arasında kaybetmiş bir kızcağızdım.. Yapabildiğim sınırlı şeyler arasında, nefis türk kahvesi, kekin hemen her türlüsü, değişik salatalar ve temelde bildiğim zeytinyağlı yemekler var. Hal böyle olunca akşamları iniyoruz aşağıya. Hep birlikte nefiss yemekler yiyoruz. eyp de evliliğini akşam yemeği yüzünden ızdırap halinde yaşamıyor, karnı doyuyor adamın. Ben de az ama öz bişeyler yapıp, yeni tarifler öğreniyorum. İzmir'de annemin gününde yaptığım mantar köftesi hala konuşuluyormuş mesela :P




















Ama Melek Güneş ek gıdalara geçtiğinden beri durum biraz değişti benim açımdan. Miniğimin yediği, içtiği herşeyi ellerimle yapıp, kendim yedirmek istedim. Başlarda zorlanacağımı düşündüm. Ama miniğim bayıldı yaptıklarıma. Her seferinde tabağın dibini bulduğumuza göre fena değilim bu konuda heralde. Bugünkü menümüz; ıspanaklı, patatesli, pirinçli çorba idi. Bu arada ona yedirdiğim herşeyi ben de tadıyorum, lezzetli olması çok çok önemli. Bugünkü nefisti. Ahan da kanıtı :)


video

Üzüldüm...



Söz konusu bebek olunca hayat durur anneler için..
Ben de sabah bu haberi görünce gerçekten çok çok üzüldüm.
İlk bebeğini kordon dolanmasından doğumuna 1 hafta kala, ikinci bebeğini 3 aylıkken düşük yaparak kaybeden Seren Serengil'in 3. bebeği de 420 gr ağırlığında 3 ay erken doğmuş. 3. gününde annesinin elini tutmuş minik kız, ama maalesef o da dayanamamış ve melek olmuş.
Çok üzüldüm...
Allah kimseyi evlat acısıyla üzmesin, bu sevgi için çırpınan kimseyi o güzel kokudan mahrum bırakmasın...

Yol açın!! Ben ABD Başkanıyım..

Tarihin ilk zenci başkanı ilk resmi uluslararası ziyareti için bizi seçmiş. Ne onur...
Dün gün boyu tüm haber kanalları Obama geldi, ahanda indi uçaktan... şeklinde anbean takipteydi. Güne damgasını vuran ve beni epey güldüren detaylar da vardı..

- Marşlar okunurken atılan fişek mi, tabanca mı her neyse barrack'ı yerinde hoplattı :) Eee, öyle korkuturlar işte adamı, sen nereye geldiğini sanıyorsun.

- İlk kez dinledim kendisini. Sesi tipine göre epey tok çıkıyor. Bizim gülümüz yanında pek kibar kaldı.

- Son 6 başkan gibi bu arkadaş da solak. İşin ilginci sadece Push'un sağlak olması :)))

- Hiç kendi macera filmlerini izlememişler herhalde. Obama'nın dublorü, akça pakça bir beydi. Göz var, nizam var yani, kimi kandırıyorsunuz!!



- Bir de şu kızcağızlar ne olmuş öyle yaa!! Daha önce tvde izlemiştim. Çoook güzel çalıyorlar, çok da hoş hepsi de ama böyle musuki cemiyetindeki 60 yaş üstü teyzeler gibi olmuşlar. Kim, hangi fikirle böyle giydirmiş, hiç beğenmedim. :P

- Bu seferde aynı şey oldu. Trafik felç, Ankara'da, İstanbul'da hayat durdu. Günün sözü sinir küpü bir taksi şoföründen geldi; ' Başlayacam Obamasına da, ne Obamamış bea!!' :)

Bişeyler, bişeyler...

6 Nisan 2009 Pazartesi

Yeni tanıştığım ve blogunu çok güzel ve renkli bulduğum Yeliz'in şu yazısını okuyunca aklıma bin tane hikaye geldi yaşadığım, yaşadığımız, çıldırdığımız... O alışık değil tabi pek, şok olmuş. Benim de ne zamandır söylediğim ve dahasını da söylemek istediğim birçok şey var.
Birincisi;
Ben de bize özgü gerizekalı davranışlardan biri olan ufacık bebeklerin havalara atılıp tutulması olayına sinir oluyorum. Yanlışlıkla düşürebileceği bir yana geçenlerde okuduğuma göre bu hareket bebeklerde göz kayması vb. tehlikeli sonuçlara neden olabilir. Ama Yeliz'in de dediği gibi kimse bebeğinizi sevmek için bile izin istemezken arkanızı döndüğünüzde bebeğinizi havalarda uçuşurken görmeniz mümkün. Onun için benim yaptığım en güzel taktik şudur ki; bebeğimi yabancı bir ortama girdiğimde kucaktan bırakmamak, ortama alışmasını sağlamak, gerekirse insanları ciddi bir şekilde uyarmak.



İkincisi;
Bebeklerimizi, biz incecik giyinirken kat kat giydirip bir de battaniyeye sarmak, böyle davranmayanlara kötü anne muamelesi yaparak akıl vermeye çalışmak.
Bunu da tabi ki yaşıyorum. İlk kez bebeğimle yürüyüşe çıktığımda iki genç kadın benim hemen yanımda konuşuyordu. Beni şaşırtan bunlar hem genç, yaşlı teyzelerden çok daha akıllıca düşünmeliler, hem de benim duyabilme ihtimalimi de hiç hesaba katmıyorlar.
''Aaa, şuna bak..Ben kızımı bebekken hiç sokağa çıkarmadım!!''
Şaka mısın sen be abla! Sen bir insan yerine vitrin süsü büyütüyorsun haberin yok.

Bebeklerin temiz havaya, güneşe ne kadar ihtiyaçları var. Hergün kuş sesleriyle uyandığımız bir cennette yaşıyoruz, sen kızını ökseotu gibi yetiştiriyorsun.
Geçen hafta hava Bodrum'da gerçekten çok çok güzeldi. Sıcaklık 25 dereceyi geçmişti. Ben de hergün, öğle sıcağı geçtikten sonra, çünkü Bodrum'da güneş ışıkları gerçekten çok dik, miniğime koruyucusunu sürüp yürüyüşe çıkardım. Hem temiz havayla doldu minik ciğerleri, hem D vitamini ihtiyacı karşılandı. Şehirde tavuğu hayvanat bahçesinde gören çocuklar varken kızım bir bahçede gördüğü ineğe çığlıklar attı, tutmaya çalıştı.
Derkeeenn..
Çoook bilmiş bir teyze, yolun karşısından, hiiiç yüzüme bile bakmadan 'Yakıcan çocuğu!!' diye kendi kendine konuşmaz mı?? Teyzeyi kendi haline bıraktık. Suratına bir parça tezek fırlatmak geçmedi değil aklımdan..
Böyle binlerce hikayesi olduğunu biliyorum beni okuyanların. Blog annelerinin böyle şeyleri kafalarına takmadıklarını, buralarda iç boşaltıp rahatladıklarını da.
Ama bize özgü bu davranışlar saymakla bitmiyor ve bence bu insanlara yeri geldiğinde yaptıklarının yanlış olduğunu bildirmek gerekiyor bazen. İzmir'den bir arkadaşımın yaşadığı olay da ilginç çünkü. Kızı 1.5, 2 yaşlarındayken çalışmaya başlamıştı. Kızını kendi büyütmek istemişti ama maddi durumlar nedeniyle işine dönmek zorundaydı. Kızına da annesi bakıyordu. Annesinin komşularından biri sürekli 'Annen sana yemek getirecek, çikolata alacak. O yüzden çalışıyor.' deyince kızı bir gün ağlayarak 'Ne olur çalışma, söz ben bişey yemicem.' demiş. Duruma bakın. Şuursuz, fikirsiz teyzenin ettiği halta.
Çocuk yetiştirmek gerçekten çok zor bir iş, emek isteyen, başkalarının çocuklarına da kendi çocuğun gibi özenli davranmayı gerektiren, 'Anneni mi daha çok seviyorsun, babanı mı?' sorusunun gerzekliğini farkettirmek gerektiren...

Nisan, mayıs ayları..

3 Nisan 2009 Cuma




...gevşer büzük yayları der bir büyük Lombak çizeri :)
Ne zaman bahar gelse, herkeste bir nedensiz mutluluk, sevgililerde sarmaş dolaş olma hali görsem liseden kalma bu özdeyiş gelir aklıma :)
Bizde de durum farklı değil. Nezle, soğuk algınlığı... artık ne denirse attık üzerimizden. Melek Güneş'le kendimizi sokaklara, bahçelere attık. Son durum bizim buralarda budur :)

Herkese kızımın çiçeği gibi pembe, taze bir haftasonu diliyorum..


Melek Güneş, Ayşe ninesiyle..

1 Nisan 2009 Çarşamba
























Mahallemizin en büyüğü ve en küçüğü dertleşirken...
Aralarında yaklaşık 90 yıl kadar var ama çok çok iyi anlaşıyorlar. Melek Güneş, Ayşe ninesinin eteğini bırakmıyor, anlattığı hikayeleri ağzı bir karış açık dinliyor :)