Çooook severek okuduğum, güldüğüm bloglardan biri, OİP.
Kutukafalara zaten bayılıyorum :)
Bu yazısını okuyunca ben de birşeyler yazmak istedim.. Daha bugün yine bir arkadaşımla konusu geçti çünkü..
Bence, zor olan 2 çocuğa bakmak değil, koskoooocaa evde tek başına bir çocukcuk olmak..
Onlarla ne kadar az, çok, kaliteli vs vakit geçirirsek geçirelim, o bazı anları ikisinin paylaştığı kadar yaşayamıyoruz..
Dünyanın en harika şeyi..
..onların o minicik bakışmaları, sabah kikirdemeleri, önce beni uyuttt noolur mızıklanmaları, onun elindeki eminim daha tatlıdır çekişmeleri, kardeşi yanında yokken gittiğimiz yerlerde ille de birşey bulup 'Ege'ye!!' diye eve taşımaları, ablası nereye gitse önce gözleriyle, sonra emekleye yuvarlana merakla peşine düşmesi...
OİP'nin ardından...
19 Mayıs 2010 Çarşamba
Gönderen elfeyp zaman: 12:46 1 yorum
Etiketler: miniğim, miniğim jr
....
Budur!!
Arka arkaya düğün, nişan vs... detayları sonra veririm.
2 senedir giyemediğim canııımmm elbiselerimi giyebilmenin heyecanını taşıyorken bir baktım kilom neredeyse aynı ama hiçbiri bana olmuyor. Üstelik hepsi de benim için çoook değerli, kimi hediye, kimi özenerek aldığım elbiselerimi sonra 'vintage' olur, torun tombalak 'Ninem iyi ki de saklamış!!' desin diye :P , belki de ihtiyacı olabilecek sevdiklerim için, ama en çok da kıyamadığımdan saklıyorum şimdilik..
Peki ne giyebilirim ben diye aranırken bugün bu şıkları gördüm..
N.G Style, Trendyol'da indirimde..
İlk baştaki elbiselerin renkleri çoook güzel, fiyatları da alınabilir geldi bana..
Tespitlerim çiftdikiş!!!
14 Mayıs 2010 Cuma
Hülya mimlemişti,ben de iki senedir süren dejavudan örnekler vereyim..
Bunlar tamamen bizim evdekiler için geçerlidir, evde denemeyin....
* Güzel uyuması için deli gibi yorulması gerekir. Yoksa uyutmak için sarfedilen çaba, onun kikir kikir gülmesiyle sinir bozucu bir hal alabilir. 'Gördün mü, sen değil, ben istediğim zaman uyurum.' der halini takınması için birkaç aylık bile olması yeterlidir.
* Aynı şey yemek için de geçerli. Bol ara öğünlü, atıştırmalı, tepiştirmeli günün içinde ana öğüne geçmek imkansız olabilir. Yumruğu kadar bir midesi olduğu unutulmamalı, acıkmasına fırsat verilmelidir.
* Onun da kendine ait bir kişiliği, benliği, oyun ve hayal dünyası var. Bunu görmek için çocuğu 2 yaşında sendroma sokmaya gerek yok. Bazen odasında yalnız kalmalı, kendi başına da oynamalı bu minik bünye. Elinde bebek, top.. sürekli başında bekleyen bir anne, özellikle park, bahçe vs gibi yaşıtlarının yanında şimdiden sıkıcı olabilir. 'Ya bi git başımdan, rahat bırak beni kendimle' demek ister, yazık diyemez, ordan oraya atar, savurur kendini.
'Tamam, kovaya kum koy şimdi, arkadaşına da ver hayırr o bizim değil, oraya koyma küreğini, kovaya koy...' şeklinde talimatla oyun oynatan park anneleri bi çekilin kenarı ya, gölge etmeyin tepelerinde!!
* Ne kadar uğraşsak da anneler olarak, babalarının yerini alamıyoruz, kabul etmek lazım. Neredeyse her evde aynı şey vardır, kuralcı anne- özgür baba..
Melek Güneş, ilk dondurmasını babasından arakladı. O güne kadar ağzına sürdürmedim, canı çekmesin, istemesin diye yanında yemedim. Ama babasının yediği magnumdan tırtıklarken 9 aylıktı. Şapurdatarak yalanırken, bana sanki nispet yapar gibiydi ya da ben üstüme alındım.
Salıncaktayken ben özellikle kemerini taktım. Babası özellikle takmadı, bir de üstüne deli gibi salladı hep. Benim karşıdan içim gitse de onun kikirdemeleri harikaydı.
* Erkekler ve kızlar doğuştan farklı kabul!! Örnekleyerek yaşadık. Melek Güneş'in, 1,5 sene özenle oynadığı güzel saçlı bebek, Uluç Ege'nin bir hareketiyle yolunmuş tavuğa döndü. Oyuncak süpürgesini ben süpürge çalıştırdığımda getirirdi yanıma, o da yapmaya çalışırdı, ta ki Uluç Ege, sapını koparana kadar!!
* Ana-oğul, baba-kız gerçeği bizde de var. İlk kez 2 aylıkken ayrıldı Güneş babasından, İzmir'e gitmiştik. Döneceği günün gecesinde 'Yola çıkmış, 12 gibi evde olur'u duyunca her akşam 8-9 gibi uyuyan Melek Güneş, gece 12'ye kadar ilk kez uyumamış, babası gelince önce boynunda ağlamış, sonra da kucağında uyumuştu. Hala da görünce ağzının suları akar, kucağından inmez, nazlanır vs..
Uluç Ege kişisi ise, şu 9 ay boyunca babasıyla adam akıllı bir muhabbete girmiş değil. Arada hoş beş yaparlar, top falan ama onun da derdi benimle. Başını koltuğumun altına sokar, sırnaşır vs..
* Aynı şey, gençlerle de benzer olur.
Uluç Ege, dayısıyla ya da babasının erkek arkadaşlarıyla önce temkinli, ardından enseye şaplak, .öte parmak bir muhabbete girer. Genç kızlara cilvelenir, yolda çoook durdurulmuşluğum var liseli kızlarca.
Melek Güneş ise, özellikle dayısına önce çooook nazlanır, sonra yavaş yavaş elbisesini, küpesini gösterir, 'Çok güzelsin!'i duyunca utanır, yürüyüşü değişir.
Genç kızların önce küpelerine, takılarına, saçlarına bakar, inceler, hoşlanırsa kucağından inmez.
******
Yaz yaz bitmez bu tespitler ama yazı arasında yaptığım çorba kaynadı, çamaşırlar kurudu, çöpler birikti... Halinden şikayet eden tek çocuklu blogger anneciklere selam olsun, hepsi beni bekler, byeeee...
Ve hayat devam eder...
13 Mayıs 2010 Perşembe
Üstüste bu kadar sıkıcı yazı yazmamıştım hiç. Tekrarlanmaz umarım.
Affettirmek için güzel şeylerden bahsedelim..
Uluç Ege, 8. ayını bitirmek üzere. Şaşkınlıkla izliyorum onu. 6 dişi çıktı çünkü şimdiden. Emekleme öncesi şınav- bu kelimeyi de ilk kez yazıyorum garip geldi- pozisyonunda şimdilik.
Çok yakınımıza bizim için epey büyük bir park açıldı. Daha doğrusu oyuncaklar konmuş ama etrafın inşaatı devam ediyor. Melek Güneş, aletleri test ediyor bugünlerde.
Bir de fotoğraf makinesine sardı şu aralar. Sürekli birşeyler çekme derdinde. En çok da kardeşini..
Ve makineyi boşaltırken, geçen sene bu zamanlar ne yapıyormuşuz merak ettim.
Melek Güneş, olanca ağırlığıyla kardeşinin üstünde.
Değişen pek birşey yok.
eyp, turdayken üçümüz yatıyoruz. Uluç Ege'nin beşiği artık tehlikeli bizim için. Tutunup doğrulabilir hale geldiği için aramızda artık paşa.
Daha doğrusu ikisi de uykularında deli gibi döndükleri için, onlar koca yatağı kaplıyor, ben de kenarda uyukluyorum. Gece boyunca bazen MG, UE'nin boynuna dolanıyor. Bazen UE'nin eli ablasının zaten miniminnacık saçlarına dolanıyor. MG'nin çığlığıyla ayırıyorum birbirlerinden.
Her gece acaba Güneş'i odasına mı alsam diyorum, sonra içim elvermiyor, onsuz oğluşla uyumak.
Hepinize tatlı rüyalar..
Gönderen elfeyp zaman: 03:55 6 yorum
Etiketler: Bodrum, miniğim, miniğim jr
En son...
11 Mayıs 2010 Salı
En son ne zaman çaresiz hissettiniz kendinizi?
Onun canı yandığında?
Canı yanarken birşey yapamadığınızda??
2 sn bırakmıştım oysa sadece..
O fındıkları tıkırdatırken, Uluç Ege kucağımda ceviz de getireyim diye girdim içeri sadece.
Aptal rüzgar, gerizekalı kapı, sabırsız Melek Güneş ve çaresiz çaresiz ben...
Kapı çarptı hızla..
Güneş'in sesini duydum ama kendi yok..
Camdan baktım..
Eli kapının altında, kendisi yerde...
Açmaya çalıştım, açamadım.
Bağırarak aşağı indim. Bu arada kucağımdaki Ege'yi salonun ortasına bırakıverdim.
Etrafta kimse yok. S.annem dişçiye gidecekti. Yan bina boş. Gerisi bahçe zaten..
S.annem erken dönmüş. En arka odadan duydu sesimizi. Ne anlattım, nasıl anlattım hiç bilmiyorum. Kapı, Güneş, yüzü, eli...Bişeyler sayıkladım.
Bu arada canım hala yerde, eli de kapının altında.
Allahtan pimapen kapı. Tutukluk yaptı. Ben aşağıdan yukarıya ittirdim, annem kendine doğru asıldı iyice.
Kapı açıldı...
Bütün bunlar 15-20 sn içinde gerçekleşti.
Sağ elinin üstü, 3 parmağı sıkışmış.
Hemen yıkadım, hem yüzünü hem minik tombik parmacıklarını..
O sustukça ben ağlamaya başladım.
İşin kötüsü S. annem, panikle ağzındaki fındık parçalarını dökülen diş gibi görmüş, çok kötü oldu.
Elimizde bir paket buz, acile gittik M.babamla.
Uluç Ege'yi babanesine bıraktık, tam da uyku saatiydi. Zaten korktu ablasının ve belki de daha çok annesinin ağlamasından..
Yolda parmakları ve elinin üstü şişmeye başladı.
Çocuk doktorumuzu aradım. 'Ortopedi bakar, hemen arıyorum, acile gelin.' dedi. Ortopedist de eşi zaten. Acildeki herkes çok yardımcı oldu. Gençleri görünce MG de sustu zaten.
Kırık, çıkık yok, röntgen çekildi. Ezilme olmuş. Krem yazdı doktor.
Herkesin söylediği aynı şeydi. 'Allahtan pimapen kapıymış, yoksa eskiden demir kapı sıkışmasından gelen çocuklar olurdu.' Düşünmek bile istemiyorum.
Hastaneden çıkarken Güneş, dedesine abinin nasıl elinin fotoğrafını çektiğini anlatıyordu.
Ve ben..
İçim yine o iğrenç kıyma makinesindeydi. Hala midem ağrıyor.
Bloga geç yazmanın nedeniyse, olaydan bihaber, turda olan ve blogumu okuduğunu bildiğim eyp...
Değirmenlere karşı
1 Mayıs 2010 Cumartesi
İzmir'de günleri sakin, sessiz geçirmeye çalışıyoruz.
Merak edenler için çok açıklayıcı şeyler yazamasam da iyi olma gayretindeyiz.
Babamın ağzından çıkana bakıyorum her gün.
O ne isterse o.
Direksiyon için özel ders almamı istedi.
2 bebeği bırakıp günde en az 3-4 saat araba kullanıyorum. İlk gün küçük bir İzmir turu yaptık. Dün, 4. günde, Turgutlu'ya gidip geldim. Yol üstündeki köy yollarında gezdik. 5 saat araba kullanmak sinirlerime inanılmaz iyi geldi. İçimde biriken öfkenin yerini sol kolumdaki sızı aldı. 
Ders dönüşü evde beni hep 2 küçük kuzu bekliyor sanki.
Kapıdan içeri girer girmez Melek Güneş, heyecanla yaptıklarını anlatıyor.
El ve ayak izleriyle tahta bir kutu boyamışlar dedesi ve anneannesiyle doğum günüm için.
Uluç Ege, aynı anda 3 üst diş çıkardı ama hala çok şirin, yüzündeki gülümseme hiç gitmiyor. Ben yokken çok mızmızmış ama. Erkek çocuk-anne efsanesini yaşamaya başlıyoruz sanırım..
eyp'nin işiyle ilgili gelişmeler var. 15 gündür ayrıyız.
Canım sıkkınken daha da çok özlüyorum, onu da anladım..
En güzeliyse, abimin kız arkadaşıyla tanıştım.
****
Sıkıntıya çocuk sesi, bir de akarsu iyi gelirmiş. Bir şey daha varmış ama anneannem onu hatırlayamadı...
****
Kimin yaptığı belli olmayan öylesine bir resim..

