Epey zaman olmuş yazmayalı, meşkülüz çokçok :)
Uluç Egem, herzamanki gibi cool, bana pek sorun çıkarmıyor, hatta dilimi ısırarak hiç diyebilirim..
Ama Melek Güneşime bir acaip haller geldi birkaç hafta önce. Birdenbire başlayan ve son bulan sebepsiz ağlama krizleri, bunalımlar, söylenmeler.. 2 yaş krizini biliyorum hatta çoğu zaman aklımdan bile çıkmıyor ama bu artık boyut değiştirip kişisel bir hal alınca çözüm yollarını düşünür olduk. Gerçi kendisi de yardımcı oldu bana..
'Bana yazık ediyosun, mahvediyosun, okula gitcem beeeaaaann!!!' dedi bi kriz sırasında :)
Bunun en büyük etkisi şu sanırım..
Boool yüzmeli, gezmeli, parklı, bahçeli, kuzenli.. yaz günleri bitmek üzere, yakınımızdaki yaşı 8-25 arası tüm kuzenler yavaş yavaş evlerine çekilip okul hazırlıklarına başladı..vs
Ben de bir karar aldım, daha doğrusu eyp ile, henüz nasıl devam edeceğini bilmiyoruz ama Melek Güneş, kreşinde 2. haftasında :)
Adaptasyon sürecindeyiz. İlk hafta birkaç saat ve sonunda yarım güne kadar uzattık. Bu hafta ise kahvaltı ve öğle yemeği ile öğle uykusu için de orada ve sabah 9'dan 16.30'a kadar devam ediyor. Genel gidişat güzel..Kreş konusunda soru işaretleri olanlar için aklımdakileri sıralamam gerekirse..
-Bodrum'da herşey gibi kreşler de ücret bakımından astronomik. Bize çok yakın ve çokçok popüler olanın fiyatı 1000 tlye yakındı ve kontenjanı dolmuştu, yedek listeye alıyorlarmış. Onu baştan elemek zorunda kaldık. Şu anda gittiği yine bize yakın sayılabilecek ve pek çok arkadaşımın tavsiye ettiği bir yer..
-Adaptasyondaki öğrencilerle ilgilenen öğretmenleri özellikle çok tecrübeli ve kontrollü bence. Özellikle dikkat ettiği şeyler, çocuğu kapıda canım, cicim diyerek sarmaş dolaş benden almıyor. Gereksiz mıncıklamalar, sevgi gösterileri, mıymıy konuşmalar yok.. Melek Güneş'i benim ona teslim etmemi özellikle istiyor, onu kucağımdan almak yerine. Ses tonu inanılmaz sakin ama mesela ağlayarak birşeyler istediğinde çocuğu duymazdan gelecek kadar da otoriter, aynısını benim de yapmam gerektiğini özellikle söyledi. Çünkü Melek Güneş'in gerçekten ağlamadığını farketmiş, duymazdan gelince ağlamayı kesip isteklerini daha güzel ifade edermiş bu modeller.
Bu modeller hangileri peki? Daha çok anneanne,babaanne, dede vs gibi aile büyükleriyle fazlaca vakit geçirenler, tam bizimki gibi yani. Ben hayır desem, yaptıracak birini mutlaka bulacağı için artık bu huyundan özellikle vazgeçirmek, kreş için ilk nedendi aslında..
Bir de kreşin 2.günü evde ayna karşısında ağlama taklidi yaparken buldum onu, bu da akıllara zarar :) 'Ağlamıyorum annecim, sadece öööleymiş gibi yapıyorum.' diye dersini çalışıyor.
- Bahçelerinde kaplumbağa, tavşan var, domates, salatalık, incir vs bahçedeki ekim alanından topluyorlar, kahvaltılarını bahçede piknik gibi yapıyorlar..vs
Benim en çok merak ettiğimse çarşamba günleri olan pedagog görüşmeleri..
Yani şimdilik Melek Güneş için hayat yeni başlıyor, uzuuun ve güzel geçeceğini umut ettiğim bir eğitim-öğretim hayatı onu bekliyor..
Peki Uluç Ege ne yapıyor? Adaptasyonun ilk 2 günü onu da götürdüm okula. Boş olan sınıflardan birinde bekletiyorlardı anneleri. Uluç Ege, sınıfta biraz oynadı, sonra bir ara dışarı çıktığımızda onun yaş grubundakiler önümüzden geçti, aralarına daldı, öğretmenler katılmasını isteyince birkaç saat beni hiiç aramadan takıldı. Ertesi sabah yine Melek Güneş'i bırakıp bir sınıfta beklemek üzereydik. Ege'nin grubuna bakan öğretmen başka bir Ege'ye 'Hadii Ege sınıfaa' dedi bizi görmeden. O çocuğun da adı Ege'ymiş :) Bizimki kendine söylendiğini sanıp koştu yine sınıfa :)
Ama bu sene sadece Melek Güneş için kreş kararı aldık, Uluç Ege ağustos doğumlu olduğu için belki yılbaşından sonra..Gerçi tuvaletini söyleyebilmesi çok işimize yaradı orda ama acele etmek istemiyorum..
Şimdilik gelişmeler böyle..
Benim için en güzeliyse Melek Güneş'i arabayla okula bırakıp alabiliyor olmam :)
Veee Melek Güneş, okullu..
27 Eylül 2011 Salı
Gönderen elfeyp zaman: 05:00 2 yorum
Etiketler: miniğim, miniğim jr
İzmir-Bodrum
9 Ağustos 2011 Salı
Günlerimiz İzmir-Bodrum arası geçip gidiyor.
eyp'nin tur günlüğü tahminimizden daha yoğun. Melek Güneş idare ediyor ama Uluç Ege'yi bıraksam saatlerce telefon elinde babasını dinler.
Önce İzmir'den heeerkes bizdeydi. Sonra biz onların arkasına takıldık İzmir'e gittik. Ve artık yuvamızdayız. Bu gidiş gelişlerin kimisi arabayla oldu, kimisi otobüsle. Kuzular, ikisine de alıştı, zaten herşey onların uyku-yemek düzenine göre ayarlandığından sorun yok, ufak tefek krizleri geçiyorum, çoktan alıştık onlara.
Bu arada Melek Güneş, bezi tamamen bıraktı. Sadece otobüse binerken takıyorum, 'Otobüste tuvalet olmadığı için, çünkü ben zaten büyüdüm!!'
En güzeli ve beni en çok şaşırtanıysa Uluç Ege. Adam, kendi kendine, daha doğrusu ablasına baka baka öğrendi :) Arada ufak kaçırmalar var tabii, onları da 'Annee, tüühh!' deyince farkediyorum :)
Günün ilk yarısı çoğunlukla bahçedeyiz. Büyük babaneden incir, karşı komşudan üzüm, biraz hamak, biraz toprak derken öğlen oluyor. Banyo, yemek, uyku..Öğleden sonra biraz park, sabah gidilmemişse akşamüstü deniz, banyo, yemek, oyun, tv, masal, kitap, şarkı derken yanyana sızıyoruz kuzularla..
Piraye
27 Temmuz 2011 Çarşamba
'kitap' etiketi altında yazmayalı epey zaman olmuş..
Çünkü kitap okumayalı epey zaman olmuş..
2 çocuklu bir anne olarak pekçokları gibi onlarca 'uzman' kitabı okuduğum sanılmasın. Bununla övünmeli miyim bilmiyorum ama çocuk gelişimi, bebek bakımı... ile ilgili bir tane bile kitap okumadım.
Çünkü o kitapları yazan ve gazetelerde adının önünde 'uzman' yazanların benim çocuklarım hakkında en ufak bir fikirleri yok.
Çünkü her bebek, birbirinden çoook farklı.
Ben elimdeki 2 örnekten biliyorum ki, ne uyutma taktikleri, ne yeme-içmeleri, ne tuvaleti.. hiçbiri için aynen uyguladığım bir taktik yok ki, elin Amerikalısının herkes için önerdiğini yapayım.
Ben aynı tepside 2 farklı menü sunuyorum her gün. Biri ekmeği sevmez(MG), biri suyuna banmadan doymaz(UE), biri saatlerce okusan masala kanmaz(MG), biri küçük poposunu döner kendi kendine uykuya dalar (UE), biri uyanır uyanmaz yataktan fırlar(MG), biri yarım saat yatak keyfi yapar(UE)
Popolarında kullanım kılavuzuyla gelseler, saçım süpürge olmazdı heralde ama tüm bunlar zamanla oluşan, şekillenen, şekillendirilen şeyler..
Tabii ben tüüüm bunlara dalmışken, bir zamanlar bayıldığım Pamuklar, Şafaklar, Kemaller, Grangelar mazi oldu.. Bir zamanlar aynı anda 2-3 roman okuyan benim için çok utanç verici bu duruma el koydum artık. Çocuklar uyuduktan sonra, zaten eyp de yok, akşamları okumaya başladım yine.. Ne çok özlemişim..
Hafif bir başlangıç yapmak için Piraye ile başladım. Birkaç kez, belki ilk çıktığında raflarda gördüğümde gerçek Piraye'nin hikayesi sanmıştım, Nazım'ın Piraye'si, ama öyle değilmiş..
Dedim ya, başlangıç bu, yeşil sahalara dönüş için bir antreman, zira Canan Tan bana, olgunlaşmış İpek Ongun havası verdi. İnanılmaz akıcı, basit, yalın değil düpedüz basit, ilk başta 'Ne la bunu ben de yazarım!!' dedirten, ilerledikçe saran, bitmeden uyutmayan, merak uyandıran bir genç kadın hikayesi..
Benim gibi uzuuun, upuzuun bir aradan sonra döndüyseniz okumaya, tavsiye edilir, hiç olmazsa özlediğiniz kokusunu çekersiniz içinize, sarımsı sayfaların..
Gönderen elfeyp zaman: 13:13 1 yorum
Etiketler: kitap, miniğim, miniğim jr
Kuzular ilk kez teknede..
Aslında çoktandır içimizde olan ama ancak fırsat bulabildiğimiz tekne turumuz..
Kuzenler, abim, eşi, annem, teyzem, amca, yenge toplanınca gitsek mi diye düşünürken, eyp kaptan, 'Siz zaten bi tekneyi doldurursunuz!' dedi, bi abimizin teknesiyle gezdik bu pazar..
Maalesef eyp'siz çok zevk almadım ama kuzular coştu :)
Biz iyiyken...
9 Temmuz 2011 Cumartesi

Kışlık-yazlık ayrımı yapmıştım epey önce. Öyle kenarda yıkanmış bekliyordu küçülenler..
Yengem, bir aileden bahsetti.
4 çocuklu.
En büyüğü 6-7, en küçüğü birkaç aylık 4 bebek, orda burda çalışan bir baba, tabii ki evde bir anne..
Burada..
Bodrum'a 10 dk uzaklıkta..
Hani şu meşhuuur yıldırım nikahlarının, yasak, kaçamak aşkların mekanı, hergün uzaktakilerin iç geçirerek tvden izlediği, havuzda güzel ötesi kızlar, çapkın erkekler, gece dımtıs, paranın sular seller gibi aktığı yada özellikle öyle gösterildiği Bodrum'da..
Aynı Bodrum'da, ama gerçeğinde, baharda yılan olur, şanslıysan zehirsiz..
Evin içine, çocukların yanına giren yılanı öldürmüş bu 4 çocuğun annesi..
Binbir umutla buraya gelip, umduğunu bulamayan, bomboş binlerce eve yenisini eklemek için amelelik yapan bir aile reisi aslında kocası. Ne işin var burada? 1-2 tane neyine yetmedi de 4 çocuk yaptın? Bundan sonra planın ne, ne yapacaksın bu çocuklara, ne verip, ne öğütleyeceksin...soruları bitmez..
Bana düşen çocukların giyilebilir kıyafetlerinin yanına, yeni birkaç parça daha, süt, bez, kitap vs ekleyip göndermek..
Ve başka kim var etrafta diye araştırmak :(
Günler, günler, günler...
5 Temmuz 2011 Salı
Su gibi geçti..
Kaptanımız seyr-ü seferden döndü, güzel hediyeler, anılar ve kıpırdayamayan bir parmakla :(( Sol işaret parmağı ikinci boğum oynuyor ama esas sorunun olduğu, tendonun dikildiği ilk boğum, tırnak altındaki yani, hiç hareket etmiyor. Birçok hareketini kısıtlayan da bu maalesef.. Sadece 1,5 gün beraberdik. Ev keyfi, deniz, sirk.. herşeyi sıkıştırdık bu 1,5 güne. M.babam ve kuzularla tersaneye gitti onu almaya. Melek Güneş, en sevdiği elbisesi lekeli olduğu halde giymek istedi. Uluç Ege inanılmaz mutluydu giderken, baba baba, diye sayıklıyor zaten. Tekneyi karşıdan görünce tersaneyi inlettiler seslenirken, çok fena duygulandım :) Melek Güneş atladı hemen kucağına, ama Uluç Ege, çok çekindi önce, utandı.
Şimdi yine turda. Bu sefer 10 gün ve Göcek'te. 3 günü geçti bile. Bundan sonraki hafta tur görünmüyor, hemen İzmir El Mikro Cerrahi'ye gidilecek :(
....
Bizim günlerimiz su gibi yine. Melek Güneş, çiş-kaka olayını çözdü. Hatta geçenlerde denizden koşarak çıkıp tuvalete gitti :)
Beni şaşırtansa Uluç Ege.. Ben MG ile uğraşırken o olayı çözmüş heralde. Geçenlerde bahçede dolanırken bezini çekiştirip çisss diyor.
Ben hiç de ümitlenmeyerek çıkardım bezi, şortu, bahçeye ikisini de yapınca şoka girdim, öpücük yağmurumdan çok etkilenmiş olacak ki, 3 gün boyunca kakasını tuvalete yapıp ablasına gösterdi. 4.gün bir paspas faciamız oldu ki, çok umursamadım. Yakınında olsam onu da yetiştirdik ama mutfaktayken olduğu için 'Benim hatam..' deyip geçiştirdim zaten o da ben silerken o kadar mahcup durdu ki, daha da içim kıyıldı. Zaten onun böyle bir tavrı var ki 15-20 sene sonra çok fena olacağının habercisi :) Yapacağını yapıp, boynunu, dudaklarını büzüp, 5 dk sonra sırnaşıp umutturmaya çalışmak gibi :)
Bu da anneannenin evinde 5 dk başıboş bırakılan UE'nin son hali..
Elektrik süpürgesini itekleyerek götürüp lavabo içine girmeye çalışan UE..
Gönderen elfeyp zaman: 04:22 0 yorum
Etiketler: kaptan, miniğim, miniğim jr

